|
Soru:
Aşûre günü hakkında bilgi verir misiniz?
Cevab:
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Muharrem ayının onuncu
günü Aşûre günüdür. Aşûre, on mânâsına gelen aşr kelimesinden alınmıştır.
Hicrî senenin birinci ayı olan Muharrem ayının onuncu gününe: Aşûre günü
denilmiştir. Muharrem ayının onuna rastlayan aşûre gününün fazileti de o
günde cereyan edegelmiş olaylardan kaynaklanmaktadır ki, Cenâb-ı Hak, bu
mübarek günde on peygamberine on büyük ihsanda bulunmuştur. Şöyle ki:
1- Hz. Adem (A.S.)ın
tevbesi bu gün kabul edilmiştir.
2- Hz. Nûh (A.S.)ın
gemisi bu günde, Cudî dağının üzerine, karaya oturmuştur.
3- Hz. İbrahim (A.S.) bu
günde dünyaya gelmiştir.
4- Hz. Yakub (A.S.)ın
gözleri aşûre günü tekrar görmeye başladı.
5- Hz. Yunus (A.S.)
balığın karnından bugün kurtulmuştur.
6- Hz. Yusuf (A.S.)
kuyudan aşûre günü çıkarılmıştır.
7- Cenab-ı Hak, Musa (A.S.)a
aşûre gününde mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ve askerlerini
sulara boğmuştur.
8- Hz. Davud (A.S.)ın
tevbesi bu gün kabul buyrulmuştur.
9- Hz. İsa (A.S.) aşûre
günü doğmuş ve o günde de göklere kaldırılmıştır.
10- Hz. Peygamberimiz (S.A.V.)
Efendimizin tasavvur edilebilen gelmiş geçmiş bütün günahları aşûre gününde
afv edilmiştir.
Ayrıca, Hz. İdris (A.S.)ın
göklere kaldırılışının, Hz. Eyyüb (A.S.)ın hastalıktan kurtuluşunun ve Hz.
Süleyman (A.S.)a saltanatının ihsan edilişinin de aşûre gününde vaki olduğu
rivayet edilmektedir. (Ayni, Umdetül-Kari, Savm:69, 8/233.)
Aşûre günüyle birlikte
ya ondan bir gün evvel ya da ondan bir gün sonra olmak üzere iki gün oruç
tutmak sünnettir. Sadece aşûre günü oruç tutmak ise mekruhtur. (Alemgir,
el-Fetaval-Hindiyye. 1/202) Aşûre günü, ziyafet hazırlamak, aile halkını
sevindirmek, sene boyunca bereketlere vesile olur.
Ebû Saidil-Hudrî (R.A.)den
rivayete göre Peygamberimiz (S.A.V.):
Aşûre günü, aile
efradına yeme-içmesini bol yapan kimseye, Cenâb-ı Hak sene boyunca rızkını
genişletip bollaştırır,
buyurmuşlardır. (Beyhaki, Şuabul-İman, 3/366)
Süfyan-ı Sevri der ki: Biz bunu denedik ve öyle bulduk. Münavi: O günde Hz.
Nûh Aleyhisselâmın ve yanındakilerin, Tufandan kurtulmuş olarak ilk defa
karaya indiklerini, selamet ve bereket içinde, ailelerinin geçimliklerini
hazırlamakla emr olunduklarını, böylece bu günün geçim vazifelerinde bir
genişlik ve bolluk günü olduğunu, bu bolluğa her sene katılmanın bir sünnet
kılındığını, selef-i salihinden naklen belirtir. O gündeki bolluk ve
bereketin tecrübeyle sabit olduğunu birçokları söylemiştir. Hz. Cabir (R.A.)
bunlardan biridir. İbn-i Uyeyne: Biz bunu elli veya altmış yıl denedik
diyerek teyid etmiştir. (Münâvi, Feyzul-Kadir Şerhu Camiüs-Sagir, 6/235)
Aşûre Tatlısı
Aşûre
günü, bir de aşûre isimli bir tatlı pişirilir. Menşei şöyle rivayet edilir:
Hz. Nuh (A.S.)ın gemisi, aşûre günü Cudi dağının tepesine oturunca,
gemidekiler tufandan kurtuluş gününü kutlamak istemişler ve geminin
ambarında arta kalan erzakı karıştırıp bir yemek pişirmişler. İşte aşure
pişirme adeti buradan kalmıştır.
Aşure Günü
Orucu
Soru:
Aşûre gününün orucu nasıl tutulmalıdır?
Cevab:
Bismillâhirrahmânirrahim.
Muharrem ayının onuncu günü olan Aşûre
günüyle beraber ya ondan bir gün evvel ya da ondan bir gün sonra (yani
Muharremin 9 ve 10 veya 10 ve 11) olmak üzere iki gün oruç tutulur ki
sünnettir. (Alemgir, el-Fetaval-Hindiyye. 1/202) Büyük mükafatı vardır.
Ebu Katade (R.A.)den rivayete göre
Peygamberimiz (S.A.V.):
Aşûre günü orucunun, önceki yılın
günahlarına keffaret olacağını ALLAH Teâlânın rahmetinden umarım
buyurmuşlardır. (Tirmizi. Savm: 48)
Hz. Aişe (R.A.) şöyle demiştir; Cahiliyyet
devrinde Kureyş aşûre günü oruç tutardı. Hicretten evvel Resûlullah (S.A.V.)
de aşûre orucu tutardı. Medine-i Münevvereye geldiği zaman da adeti üzere
bu orucu tuttu ve sahabelere de bu orucu tutmalarını emretti. İkinci sene
Ramazan orucu farz kılınınca aşûre günü orucunu terketti. Artık isteyen bu
orucu tuttu, dileyen de onu terketti. (Buhari, 1, 69, Tefsir, sure: 2, 24,
Savm:, Menakıbül-Ensar: 26; Müslim, Sıyam: 114-116, Ebû Davud, Sıyam: 64.
Tirmizi, Savm: 48, Darimi, Savm: 46, Muvatta, Sıyam: 33 A. b. Hanbel. 2/57,
143, 4/29, 50, 6/162)
Kureyşin aşûre günü oruç tutmaları Hz.
İbrahim (A.S.) ve Hz. İsmail (A.S.) gibi eski peygamberlerin şeriatlerinden
kendilerine gelen haberlerden dolayı olsa gerektir. Kureyş, aşûre gününü o
günde Kabenin örtüsünü örtmek suretiyle tazim ediyorlardı.
Abdullah b. Abbas (R.A.).şöyle demiştir:
Peygamberimiz (S.A.V.) Medine-i Münevvereye geldiğinde Yahudilerin aşûre
günü oruç tuttuklarını gördü de:
- Bu ne orucudur? diye
sordu. Yahudiler:
- Bu gün, iyi bir gündür. Bu gün, ALLAH
Teâlânın İsrail oğullarını düşmanlarından kurtardığı bir gündür. Hz. Musa (A.S.)
bu ilâhî lütfa bir şükür olarak bu gün oruç tutmuştur, dediler. Resûlullah (S.A.V.):
- Biz Hz. Musa (A.S.)ya sizden daha
fazla müstehakız, buyurdu da (Mekke-i Mükerremedeki gibi) o
günü oruç tuttu ve (sahabelere de) bu orucu tutmalarını
emir buyurdu... (Buhari, Savm:69; Müslim; Sıyam:127; Ebu Dâvud:
Sıyam:64; İbn-i Mâce; Sıyam:41; Darimi; Savm:46; A.b. Hanbel; 1/291, 310,
336, 340)
Tabii ki, bir önceki hadis-i şerifte de
belirtildiği gibi Ramazan orucu farz kılınınca bu emir muhayyerliğe
dönüşmüştür.
Burada şu önemli hususu da belirtelim ki:
Peygamberimiz (S.A.V.), peygamberliğinin ilk zamanlarında vahiy gelmeyen
hususlarda ehl-i kitaba muvafakat etmeği severdi. Bu, bilhassa putperestlere
muhalefet eden hususlarda böyleydi. Ne zaman ki Mekke-i Mükerreme fetih
edildi, İslâm, her yerde şöhret ve üstünlük elde etti, bütün konularda
derhal ehl-i kitaba muhalefeti ilan etmiştir. Mesela:
Abdullah b. Abbas (R.A.)dan rivayete göre
Peygamberimiz (S.A.V.)e: Aşûre gününe Yahudi ve Hıristiyanların da tazim
ettikleri ve o günde oruç tuttukları hatırlatıldığında, Peygamberimiz (S.A.V.):
- Gelecek seneye inşaALLAH dokuzuncu
gün oruç tutarız, buyurmuşlardır. Fakat gelecek sene gelmeden
Peygamberimiz (S.A.V.) vefat etmişlerdir. (MüsIim. Sıyam: 133, Ebu Davud.
Sıyam: 65,)
Yine Abdullah b. Abbas (R.A.)dan rivayete
göre Peygamberimiz (S.A.V.):
Aşûre günü oruç tutunuz ve o hususta
Yahudilere muhalefet edin. (Binaenaleyh) aşûreden bir gün
önce veya bir gün sonra da oruç tutun, buyurmuşlardır. (A.b. Hanbel,
1/241, Beyheki, Şuabul-iman, 3/365) Bu bakımdan sadece aşûre günü oruç
tutmak: Mekruhtur. (Alemgir, el-Fetaval-Hindiyye. 1/202)
Yine dinimiz İslâmiyet; güneş doğarken,
zevalde (tam tepede) iken ve batarken, ateşe karşı namaz kılmayı
yasaklamıştır. Bunun sebebi de, güneşe tapan ve ateşe tapınan milletlere
benzemememizi temin etmektir. (Alemgir, el-Fetaval-Hindiyye, 1/52.)
Bakınız, dinimiz ibadet hususlarında bile gayr-ı müslimlere benzemeye
müsaade etmemektedir. Peki onlara şahsî, ev veya iş hayatımızda benzemeye
hiç müsaade eder mi? Elbette etmez.
Dinimiz; kâfirlere, münafıklara, batıl din
ve ideoloji mensuplarına muhalefet etmeyi emretmiş ve onlara benzemeyi kesin
bir şekilde haram kılmıştır. Çünkü dış görünüş itibarıyla onlara benzemek,
neticede ahlâkî değerlerde, kötü ve çirkin işlerde ve hatta inançta onlara
benzemeye sebep olur. Gerçekten giyimde, sözde, davranışta ve işlerdeki
benzeşmeler kalplere tesir ederek onlara karşı sevgi ve saygı meydana
getirir. Kısacası gayrimüslimlere benzemenin haram olduğunda icma vardır. (İskilipli
Mehmet Atıf, Frenk Mukallitliği ve Şapka, 4)
Mehmet Talü |