|
Bilhassa bizim yanımızda bu ay ve günlerin yeri olmalı ve fevkalade önem
taşımalıdır. Bütün bu günler, bizi ecri ve mükafatı hudutsuz olan Ramazan
ayına tam bir sâfiyet ve temizlik içinde hazırlamalıdır. Hayır ve hasenata,
muhtaçların iyilik ve yardımlarına koşmamız, manevi ticaret mevsiminin
içinde olduğumuzu bilmemiz gerekmektedir. Malum, ticaret ya maddî ya manevî
olur.
Maddî ticaret peşinde koşan tüccarlar malının daha iyi satılacağı ve daha
iyi rağbet göreceği mevsimleri beklerler. O mevsimler yaklaştığı zaman çok
ciddi bir çalışmaya başlarlar. Piyasaya arz edecekleri malın her çeşidinden
ve her sınıfından en iyisini ve en güzelini ararlar ve hazırlarlar. Kazanç
ümidi ile icabında çok uzak yerlere giderler. Ticaretine olan hırslarından
dolayı rahatlarını bırakırlar. Çoluk çocuklarından ayrılırlar. Her türlü
tehlikeyi göze alarak gerektiğinde karadan, denizden ve havadan hareket
ederek uzak ülkelere kadar giderler. Bunda şaşılacak bir şey olamasa gerek.
Çünkü kazancının tadını tadan bir kimse yanında sıkıntı ve her çeşit güçlük
onca hiçtir.
Dikkat buyurulursa bunların yüzde yüz kazanacaklarına dair herhangi bir
garantileri de yoktur. Belki kazanır, belki de kazanamazlar ve hatta zarar
etmesi de her zaman mümkündür. Bu durumda olan, maddî ticaret peşinde koşan
şu insanların haline bakalım, ibret alalım. Bununla beraber farzedelim ki,
yüzde yüz kârlı çıkacak, kazanacaklar. Kazanacaklar da sonu ne olacak? Ne
olacak, kendisi öbür âleme göçtüğü zaman kazancının hepsi dünyada kalacak.
Enes b. Malik (R.A.)den rivayete göre Peygamberimiz (S.A.V.):
Ölüyü üç şey takib eder, kabre kadar gider de ikisi tekrar geri döner. Biri
orada onunla beraber kalır. Ölüyü ailesi, malı ve ameli takib eder. Neticede
ailesi ve malı geriye döner de, kendisiyle beraber sadece ameli kalır13
buyurmuştur.
Helâlinden kazanıp, helal olan yerlere harcayamamış ise bir de onların
hesabını bir bir verecektir. Fakat herkes böyle değildir. Hep dünya
ticaretiyle meşgul olmayan, bu arada ahiretini unutmayan ve orası için mal
biriktiren, manevi ticaret yapanlar da vardır. Ahireti kazanmaya çalışan
sadık ve muhlis ahiret tüccarları da mevcuttur. Bunlar da bu içerisinde
bulunduğumuz manevi ticaret ve kazancın bol olduğu ve yüzde yüz karlı
çıkacağı mübarek günlerin kadr u kıymetini bilirler. Zamanlarını
değerlendirirler. Kendilerini bu kârlı kazançtan hiçbir şey alıkoyamaz.
Böylelerini Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim-ı Kerîmde şöyle anlatıyor:
Nice adamlar vardır ki, ne bir ticaret, ne de bir alış-veriş ALLAHı
anmaktan
(Ona ibadet etmekten ve emirlerine bağlanmaktan), namazı gereği
üzere kılmaktan, zekât vermekten kendilerini alıkoymaz. Onlar bir günden
(Kıyametten) korkarlar ki, o günde kalbler ve gözler
korkudan halden hale döner, kıvranır. Çünkü ALLAH, kendilerine yaptıkları
işlerin en güzeli ile mükafat verecek ve fazlından da, onlara daha
ziyadesini verecektir. ALLAH dilediği kimseye hesapsız rızık verir.14
Bunlar yüzde yüz kazanan tüccarlardır. Aldanma, aldatma, zarar etme ve
kazanmama diye bir şey olamaz. Daima kazanırlar. Cenâb-ı Hak, hep değerinden
fazla veriyor. Kulunun bir ameline karşı ihlas ve niyetine göre, ondan
yediyüze kadar ve hatta,
ALLAH dilediği kimseye
(sayısız olarak) kat kat verir, ALLAHın ihsanı çok geniştir, her
şeyi hakkıyla bilendir15âyet-i kerimesi hükmünce sayısız olarak
ihsan ve ikramda bulunur.
13 Buhari; Rikak: 42, Müslim; Zühd: 5, Tirmizi; Zühd: 46, Nesâî; Cenâiz: 52,
A.b.Hanbel: 3/110,
14 Nur sûresi: 37-38
15 Bakara sûresi: 261
Mehmet Talü |