|
Fazl-u keremi nihayetsiz olan ALLAH; kendisinden korkan, emirlerine sımsıkı
sarılan, muhsin ve müttakî kulları için hazırladığı; eni, göklerle yer arası
kadar olan uçsuz bucaksız ve nimetleri tükenmeyen cennetleri verecektir.
Şöyle ki:
Rabbinizin mağfiretine, bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup
genişliği gökler ve yer arası kadar olan cennete koşun! O takva sahipleri ki,
bollukta da darlıkta da ALLAH için harcarlar, öfkelerini yutarlar ve
insanları affederler. ALLAH da güzel davranışta bulunanları sever.
Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde
ALLAHı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten
günahları ALLAHtan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri
kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler. İşte onların mükafatı, Rableri
tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları
cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükafatı ne güzeldir!
Âli İmran sûresi: 133-136
Bu üç âyet-i kerimede İslâm ahlâkının bir hülâsası verilmiştir.
133. Ayette, Rabbimizin bağışına, gökler ve yer genişliğinde cennetine
kavuşmanın, bütün ahlâkî davranışlarımız için temel gaye olduğu; iyiliği,
birtakım dünyevî menfaatlar kaygısıyla değil de, sırf ALLAHa saygı ve sevgi
demek olan takva saiki ile ve sadece uhrevî saadet uğruna yapmak gerektiği
hatırlatılmıştır.
134-135. ayetlerde ise İslamda ideal ahlak tipi olan muttaki insanın
temel ahlakî nitelikleri olarak sayılan her halde cömert olmak, öfkeyi
yenmek, insanları bağışlamak ve hatasını görerek kabul etmek ve vazgeçmek
gibi vasıflar, ancak ihtirasları ve bencil duyguları karşısında hürriyetine
kavuşmuş üstün ruhların faziletleridir.
Rabbimiz ALLAH deyip sonra istikametten ayrılmayanlar
(dosdoğru) olanlar için ne korku vardır. Ve ne de hüzünleneceklerdir
Ahkaf sûresi: 13 âyet-i kerimesine göre ise maddi ve manevi ticaretlerinde
pür dikkat kesilenler, doğruluktan ihlas ve samimiyetten ayrılmayanlar,
içi-dışı bir olanlar için hiçbir zaman kaybetmek yoktur. Onlar her türlü
korku ve kederden emin olarak rablerinin hıfzı emânındadırlar.
Bu bakımdan istikametten ayrılmamak ve bilhassa âhiret hazırlığında ve
kazancında en küçük bir kusur ve ihmal yapmamak için, çok ciddi bir
çalışmanın içinde bulunmak her müminin yapması gereken bir borçtur.
Sizin yanınızda olan tükenir, fakat ALLAH indindeki bâkidir.
Nahl sûresi: 96
ayet-i kerimesi hükmünce, fâniyi bâkiye tercih etmek akıl kârı değildir.
Kendileriniz için hayırdan ne takdim ederseniz
(sizden önce ne gönderirseniz) onu ALLAHın indinde daha hayırlı ve
ecrini daha büyük olarak bulursunuz. ALLAHtan (günahlarınızın)
afvını isteyiniz. Şüphesiz, ALLAH Gafûrdur, Rahîmdir Müzzemmil
sûresi: 20 ayet-i kerimesi hükmünce de, içerisinde bulunduğumuz büyük manevi
ticaret mevsiminin kıymetini bilelim.
Çünkü senenin her mevsiminde bu fırsat ele geçmez. Dahası var böyle feyiz ve
bereketi bol olan günlere bir daha kavuşmak ya nasip olur, ya olmaz.
Mehmet Talü |