|
Peygamberimiz (sav)in Şemaili -
2
Osmanlı
döneminin önemli alimlerinden olan Ahmet Cevdet Paşa Peygamber Efendimizin
anlatılan özelliklerini bir özet haline getiren bir çalışma yapmıştır. Bu
çalışması Kısas-ı Enbiya adlı eserinin IV. cüzünde, "Bazı Evsaf-ı Seniyye-i
Muhammediyye" başlığı altında gerçekleşmiştir:
"
Mübarek cismi güzel,
hep azası mütenasip (uygun, aralarında muntazam bir nisbet bulunan), endamı
gayet matbu, alnı ve göğsü ve iki omuzlarının arası ve avuçları geniş, boynu
uzun ve mevzun (yakışıklı, her bir vasfı ölçülü) ve gümüş gibi saf, omuzları ve
pazuları ve baldırları iri ve kalın, bilekleri uzun, parmakları uzunca, elleri
ve parmakları kalınca idi. Mubarek cildi ise ipekten yumuşak idi.
Kemal-i itidal üzere büyük başlı, hilal kaşlı, çekme burunlu, oval yüzlü
idi.
Kirpikleri uzun, gözleri kara ve güzel, büyücek ve iki kaşının
arası açık, fakat kaşları birbirine yakın idi,
O Nebiyy-i Mücteba
(seçilmiş, kıymetli peygamber), ezherüllevn (rengi nurlu, parlak) idi; yani ne
ak, ne de kara esmer, belki ikisi ortası ve gül gibi kırmızıya mail (benzer)
beyaz ve, nurani ve berrak olup, mübarek yüzünde nur lemean (parlardı) ederdi.
Dişleri, inci gibi abdar (parlak, sağlam vücutlu) ve tabdar (ışıklı, parlak,
büklümlü, kıvrımlı) olup, söylerken ön dişlerinden nur saçılır; gülerken, fem-i
saadeti (saadetli ağzı), bir latif (mülayim, yumuşak, nazik, güzel) şimşek gibi
ziyalar (ışıklar) saçarak açılır idi
Alem-i bekaya (geride kalanların
dünyasını) rihlet (göçmek, ölmek) buyurduklarında saçı, sakalı henüz ağarmaya
başlamış başında biraz ve sakalında yirmi kadar beyaz var idi.
Havassı
(duyular) fevkalade kavi (sağlam, kuvvetli) idi. Pek uzaktan işitir ve kimsenin
göremeyeceği mesafeden görür idi. Elhasıl (sözün özü), en mükemmel ve müstesna
surette yaratılmış bir vücud-ı mes'ud (mutlu vücudu) ve mübarek idi
Onu ansızın
gören kimseyi sevgi alırdı ve Onunla ülfet ve musahabet (sohbetler, konuşup
görüşmeler) eyleyen kimse, Ona can ü gönülden aşık ve mühib olurdu. Ehl-i fazl'a
(kerem, ilim sahibi), derecelerine göre ihtiram (hürmet, saygı) eylerdi.
Akrabasına dahi pek ziyade (çok bol, fazladan) ikram eylerdi. Lakin (ancak)
onları, kendilerinden efdal (daha faziletli, daha layık, daha iyi) olanların
üzerine takdim etmezdi.
Hizmetkarlarını pek hoş tutardı. Kendisi ne yer
ve ne giyerse, onlara dahi onu yedirir ve onu giydirir idi.
Sahi
(cömert, eliaçık, herkese iyilik etmek isteyen) ve kerim (herşeyin iyisi,
faydalısı), şefik (şefkatli, esirgeyen, merhametli) ve rahim (rahmet edici,
bağışlayan), şeci (kahraman, yiğit) ve halim (yumuşak huylu, hoş muamele yapan)
idi. Ahd ü va'dinde (söz vermede) sabit, kavlinde (sözünde) sadık idi. Elhasıl
(neticesi)- hüsn-i ahlakça (ahlak güzelliği) ve akl-ü zekavetçe (keskin anlayışı
olan akıl) cümle(bütün, tam) nasa (insanlara) faik (üstün, üstünde) ve her türlü
medh ü senaya (övgüye) layık idi.
Yemede, giymede kadar-ı zaruret
(yoksulluk derecesinde) ile iktifa (yetinir) ve ziyadesinden (fazlasından) iba
eylerdi (çekinirdi)."
|